Biyolog Richard Dawkins bir fikrin gücünü, maksimum açıklamayı minimum varsayımla yapması olarak tanımlıyor:

Buna da Açıklama Oranı (Explanation Ratio) diyor. Ve ben de katılıyorum.
Bugün doğal seçilim vasıtasıyla evrim fikrini ortaya atan Charles Darwin’in 200. doğum günü (12 Şubat 1809) ve doğal seçilim fikrini derlediği Türlerin Kökeni’nin yayınlanışının 150. yıldönümü (24 Kasım 1859). Uzunca bir süreyi bugün için Darwin’in anısına yazacağım ve uzun olmasını istediğim yazıyı kafamda planlamaya çalışarak harcadım. Kişiliğimin gelişiminde oldukça önemli yeri olan bu adamın hayatının her yönünü layıkıyla ve derinlemesine incelemek istiyordum. Çalışmaları, seyahatleri, nerelerde haklı çıktığı nerelerde yanıldığı, modern evrim kuramına yapılan eklentiler, hangi konularda kitaplar yazdığı, arkadaşlarıyla düşmanlarıyla münasebetleri, aile yaşantısı, hastalık hastası olmasının olası sebepleri, elde ettiği bulguları nasıl değerlendirdiği, çalışma sistematikleri hakkında yazmak istiyordum ve nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ama sonra onun fikirlerin ‘güç’ünün ne kadar büyük olduğunu hatırladım ve kendimi önemli bir noktayı ıskalıyormuş gibi hissettim. Darwin tek bir hamlede tüm yaşamı, organizmaların varolma sebebini, sadece 4 basit varsayım ile açıklamıştı ve ben kim oluyordum da bu önemli günde uzun, detaylı betimlemelerimle Darwin’in ekonomik teorisine gölge düşürüyordum? Bunları daha sonra da yapabilirdim ve yapacaktım (sene Darwin senesi) ama bugün olmazdı:

Her nesilde, hayatta kalabilecek olandan daha fazla sayıda yavru doğar ve bunların arasında genetik (kalıtılabilir) farklılıklar vardır (çeşitlilik). Dolayısıyla bu yavruların önemli bir bölümü üreyemeden ölürler (seçilim). Hayatta kalıp üremeyi başarabilenler de, hayatta kalmalarını sağlayan özellikleri çocuklarına aktarırlar (kalıtım). Bu süreç yeterince uzun süre (binlerce nesil) boyunca devam ederse , ortalık ‘hayatta kalmakta ve üremekte başarılı’ organizmalarla dolar. Doğal seçilimle evrim (özetle değil, tam olarak) budur.
Bu kadar. Bu kadar! Bu başka herhangi bir teorinin kolay kolay erişemeyeceği bir güç. Yukarıdaki 534 karakterlik paragrafı anladıysanız, Darwin’in fikirlerinin tamamını, modern evrim kuramının da belkemiğini anlamışsınız demektir. Kopan tüm tartışmaların, tüm kavgaların, tüm dini açmazların şu basit ve aslında kanıta ihtiyaç da duymayan (fakat sayısız kanıtla desteklenen) kavramsal kabullerin anlaşılamaması yüzünden doğduğunu düşünmek…
Darwin’in fikri gülünç derecede ekonomik olmasına rağmen, gülünç derecede çok şeyi açıklıyor, sadece bu dünyadaki yaşamı açıklamakla kalmıyor, diğer dünyalardaki olası yaşamları da açıklama potansiyeli taşıyan ortaya atılmış tek fikir. Ben de bu yüzden, bu kibar ve onurlu adamın ve ekonomik ve güzel fikrinin anısını en iyi bu şekilde onurlandırabileceğimden şüphem olmadığı için, maksimum açıklamayı minimum varsayımla yapmak adına, konu hakkında daha fazla yazmayı reddediyorum.
Şerefe!

Bilim tarihinin en önemli anlarından biri, gölgenin bittiği aydınlığın başladığı yerde..
-
Şenliğe katılın:
- biyolokum.com’da, Darwin Günü.
- Müspet İlimler Kumpanyası’nda, İyi ki doğdun Darwin!
12/02/2009 at 07:32
[...] Bir Fikrin Gücü (No Dry [...]
12/02/2009 at 08:04
İkinci denklemi anlamakta zorlanıyorum sayın matematikçi! Çeşitlilik artarsa Evrim Fikrinin Gücü azalır mı? :) Ya da Tüm Hayat o kadar büyük bişidir ki (sonsuz), paydada ne olduğunun önemi mi yoktur?
Dawkins yeni bir şey söylemiyor aslında (vallahi kötülemeye çalışmıyorum). Güzel özetlemiş her bilim insanının rüyasını. Hergün gelişen tavuk embriyosunun kol tomurcuğuna bakıp (limb bud), “senin eklemli, kemikli karmaşık bir yapı olmanın ardında aslında çok basit bi mekanizma var, hissediyorum ama göremiyorum” diye kafayı yiyecek gibi oluyorum.
İnsan hergün bu hisle yaşayınca, karmaşanın içindeki zarif ve basit kuralı görebilen Darwin gibi insanların ne kadar zor bir şeyi başarabildiklerini daha iyi anlıyor.
Ne iyi etmişsin de bu noktaya değinmişsin.
12/02/2009 at 08:18
Son fotoğraf ve alıntı ve yorum ne kadar leziz olmuş :)
12/02/2009 at 13:16
Yok, o paydadaki değişkenlerin dijital olduğunu düşünmek daha mantıklı sanırım, yani paydada bulunan değişkenlerin 1 olduğunu (bulunmayanların da 0 olduğunu) düşünmek lazım. Böyle olunca da seçilimin çok olması veya az olması Evrim Fikrinin Gücünü etkilemiyor; o postülenin varlığı ya da yokluğu mühim olan..
Evet, ama tıpkı Malthus’ların Lyell’ların hatta Lamarck’ların Darwin’i ve teorisinin yolunu kazıdığı gibi, senin çalışmaların ve emeklerin sayesinde gelecek nesil evo-devo’culara çok daha net ve basit gözükecek embriyo divelopment’i, birilerinin o yolu kazıması gerekiyo.. Devrim kendi çocuklarını yermiş misali olan sana olacak diye tırsıyorum:)) Ama öte yandan bilimin işe yaramasının yegane sebebinin bu kümülatif yapısı olması sebebiyle uzaktan kulağıma hoş da gelmiyor değil davulun sesi..
meren, çok teşekkürler.
03/03/2009 at 14:40
merhabalar
03/03/2009 at 14:51
merhabalar,
Richard Dawkins çevirilerinde editörlük yaptığınızı gördüm. İlk olarak şunu söylemek istiyorum ki tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Oldukça güzel ve akıcı cümlelere sahip olan Dawkins’i, bu kadar kötü çevirmek! Daha doğrusu çevirmeye çalışmak! “A Devil’s Chaplain’i” Şeytanın Papazı olarak basmalıydınız. O “bir” de nedir? Yok artık bir şeytanın bir papazı… Bütün tek tanrılı inanışlarda şeytanda tanrı gibi tektir! Çevirmeniniz sanırım ingilizce bilmiyor. Kitabın 20. sayfasına geldim ve bu işkenceye daha fazla dayanamadım açıkçası…
birde kitabın arkasındaki yazılarda türkçe anlam düşüklüğü var. ayrıca KANKA kelimesi de nedir? sokak ayzının basılı bir yayında olduğunu nerede gördünüz?
Böylesine önemli bir bilim adamı ve etnoloğun eserini gerçekten mahvetmişsiniz… Dawkins hayranlarının kitabı alacağını bildiğiniz için çok uğraşmamışsınız sanırım. Bu okuyucuya bir hakarettir! Emeğe, bilime ve düşünceye saygılı olmalıydınız. Sizlerin olduğu bir çalışmayı asla bir daha almayacağım.
P.S. ATHEISM IS NOT A POPULAR MATERIAL!!!
03/03/2009 at 17:42
Merhaba Eren bey,
Kitabın ideal bir Türkçe’yle çevrilmediği eleştirilerinize katılıyorum, fakat tercümanla editör arasındaki farkı bildiğinizden emin misiniz? Ben bahsettiğiniz kitabın tercümanı değildim, editörüydüm.
Hatta ben projeye katıldığımda kitabın tercümesi neredeyse bitmişti (kitabın ismi de çoktan belirlenmişti, bi değişiklik mümkün değildi), benim resmi görevim de sadece redaktörlüktü. Fakat kontrol etmeye başladığımda tercümede öyle hazin yanlışlar gördüm ki neredeyse her cümleyi, görev tanımımda metni böylesi yoğun bir kontrolden geçirmek olmamasına rağmen, düzeltmek zorunda kaldım. Değiştirilmeden bıraktığım bir cümle olduysa da şu an hatırlayamıyorum, aklınıza gelecek her türlü yanlış mevcuttu. Sadece temel Türkçe hatalarıyla değil, aynı zamanda içerik hatalarıyla doluydu. Tercüme eden kişinin biyolojiyle hiç alakası yoktu belli ki (sonradan tercümanın aslında İngilizce’ye de pek hakim olmadığını, sadece iyi bir sözlük programı ile bu işe kalkıştığını öğrendim). Sıfırdan tercüme etmek de söz konusu olmadığı için, elimdeki metni en uygun şekilde düzeltmeye çalıştım. Yayınevi sahibi de memnun kalmış olacak ki, yine rezalet bi Türkçe’yle çevrilen Tanrı Yanılgısı’nın da editörlüğünü yapmamı teklif etti (ama başka işler çıkınca bunu erteledik).
Siz kitabın ilk halini değil son halini gördüğünüz için tercümenin hangi noktadan hangi noktaya geldiğini haliyle görmüyorsunuz. Bir okur olarak tüm bu detayların sizi ilgilendirmediğini ve ortada kötü çevrilmiş (kötü çevrildiğini düşündüğünüz) bir kitap olduğu gerçeğini değiştirmediğini savunabilirsiniz, ve haklı olursunuz. Ama o durumda da eleştirilerinizin muhattabı ben değil, kitabın tercümanı olur. Ben, görev tanımım uyarınca, ayıptır söylemesi, fevkalade bir iş çıkardığımı düşünüyorum ve “çok uğraşmamışsınız sanırım” ithamınızı reddediyorum.
Şu aralar Dawkins’in bir başka kitabını (Climbing Mount Improbable), bu sefer sıfırdan kendim tercüme ediyorum. Çıkınca bir de onu okuyup kötü tercüme eleştirilerinizi doğru muhattabına, yani bana bildirirseniz çok sevinirim. Zira o kitap bitince “Unweaving the Rainbow”u, o da bitince Dawkins’in sene sonunda yayınlanacak yeni kitabı “The Greatest Show on Earth”ü çevireceğim. Yayınevi olarak hepsinin yayın haklarını aldık ve hepsinin tercümanının ben olacağıma dair yazılı anlaşmalar yapıldı/yapılacak. Hatta yayınevi olarak yazarla yakın ilişkiler geliştirdiğimiz için bundan sonra çıkacak kitaplarını da bizim çevirmemiz gayet olası. Hal böyleyken, tüm samimiyetimle, içinde bulunacağım çalışmalara önyargıyla yaklaşmamanızı rica ediyorum.
Teşekkürler.
03/03/2009 at 19:03
elbetteki aradaki farkı biliyorum. Ama editörün onayı olmadan o kitap basılmaz. Yayın evi editörleri en az çevirmenler kadar iş yaparlar. çevirmenle birlikte hareket eder, ona yön verir ve gerekli gördüğü yerlere müdahale ederler. kitapta editör olarak isminiz yazıyor. dolayısıyla sizde bu işten sorumlusunuz. (kötü çevrildiğini düşündüğünüz)yorumunuza katılmıyorum. bu kitabın kritiğini yaptığımız arkadaşlarımızla ortak fikrimizdir. bilimle yakından ilgilenen arkadaş grubumuzun çoğu bilim adamlarından oluşmaktadır. eğer ben editör olsam ve elime böylesine kötü çevrilmiş bir kitap gelse ona elimi sürmem! ayrıca kitapta bu kadar hata varken hatta çevirmenin bir program kullanarak bu kitabı yaptığını biliyorken neden BASMAKTA ısrar ettiniz?
bence TÜBİTAK yayınlarının yanına erişemeyecek bir çeviriyse basmamalıydınız. Sizde editör olarak bu işe imzanızı atmamalıydınız.
Richard Dawkins ile yakın ilişki içinde olduğunuzu söylediniz. Dawkins acaba kitaplarının türkçeleştirilmiş halinden memnun mu? Çünkü elimde tuttuğum kitap yazara haksızlık ediyor ve onun ülkemizde yalnış tanınmasını sağlıyor. Ben bu çeviriyi yazara hakaret olarak görüyorum.
Son olarak kitabın çıktığı yayın evinin sitesine girdiğimde aslında çok küçük bir yer olduğunu ve edebiyata sadece ticari gözle bakıldığını düşünüyorum. Sanırım kitabın basımında son söz size ait değil. peki o zaman bu işe neden imza attınız?
eğer bahsettiğiniz gibi bilinçli ve doğrudan, bilimden, sanatçıdan yana bir editörseniz -ki artık çevirmenlik yapacakmışsınız!- lütfen doğru işlere yönelin.
ve lütfen sayın Dawkins’in eserlerini layığıyla çevirin! zevkle okuyalım! yoksa böyle durumlar ortaya çıkıyor.
05/03/2009 at 14:15
MERHABALAR,
EREN BEY İLE YAPTIĞINIZ KONUŞMAYI OKUDUM VE EREN BEYE HAK VERDİM. SİZ FEVKALADE BİR İŞ YAPTIĞINIZI DÜŞÜNDÜĞÜNÜZÜ YAZMIŞSINIZ. KİTABI BENDE OKUDUM VE KESİNLİKLE SAÇMA SAPAN BİR BİÇİMDE BASKIYA VERİLMİŞ. YAYINEVİ SAHİBİ BÖYLE BİR ÇEVİRİYİ BASMAKTA SAKINCA GÖRMEDİĞİNE GÖRE, KİTAP OKUMAYAN VE BU İŞE TİCARİ GÖZLE BAKAN BİRİSİ OLMALI!
BEN 55 YAŞINDA, DOKTORASINI FİLOLOJİ ÜZERİNE YAPMIŞ BİRİSİYİM. SANIRIM SİZİN YAŞINIZ BENDEN KÜÇÜKTÜR. ELBETTE DENEYİMLERİNİZDE. BİR BİLİM KİTABINI YETKİN OLMAYAN ELLERDEN OKUYUNCA BU YAZIYI YAZMA İHTİYACI HİSSETTİM.
EREN BEY; SİZEDE GÖRÜŞLERİNİZDEN DOLAYI KUTLARIM! EDİTÖRLÜĞÜN NE DEMEK OLDUĞUNU ANLATTIĞINIZ BÖLÜME TAMAMEM KATILIYORUM. GÜNÜMÜZDE HERKEZ EDİTÖR OLDU. BİR VERİYİ “EDİT” ETMEKTEN HABERSİZ KİMSELERLE ÇOK SIK KARŞILAŞIR OLDUK. AYRIC EDİTÖRÜN SÖZ HAKKI OLMADIĞI BİR YAYINEVİNİDE İLK KEZ GÖRÜYORUZ!
UYGAR BEY,
YAZDIĞINIZA GÖRE TANRI YANILGISININ EDİTÖRLÜĞÜNÜ YAPACAKMIŞSINIZ. BENİM EDİNDİĞİM KİTABIN 2. BASKISIYDI. İLK BÖLÜMLER GERÇEKTEN İYİ ÇEVRİLMİŞTİ. FAKAT SON 3 BÖLÜM ÇOK KÖTÜYDÜ. SANKİ 2 KİŞİ YAPMIŞ GİBİ BİR İŞ VAR ORTADA! AKICI VE ANLAMLI BÖLÜMLER BİRDEN YOK OLUYOR VE ANLAŞILMAZ BİR METİN HALİNİ ALIYOR. BU BENİM GİBİ BİR AGNOSTİK İÇİN ÇOK KIRICI OLDU. İYİKİ KİTABIN İNGİLİZCESİNİ ALIP OKUMUŞUM. YOKSA KIYASLAMA İMKANIM OLMADAN SİZE BUNLARI YAZMAZDIM.
BENİM DENEYİMLERİM ŞUNU GÖSTERDİ; TİCARİ AMAÇLA BASILAN KİTAPLAR KÖTÜDÜR VE O YAYINEVLERİ MUTLAKA İŞLERİNİ BİTİRMEK ZORUNDA KALIRLAR. ÇÜNKÜ EDEBİYAT CAMİASI RİYAKARLARI BAĞRINA BASMAZ! LÜTFEN BUNU UNUTMADAN, DOĞRU KİTAPLAR ORTAYA ÇIKARIN. EDEBİYAT ZOR BİR İŞTİR! LÜTFEN HERKEZ HELEKİ GOOGLE BİLGİSİYLE BU İŞİ YAPMAYA ÇALIŞANLAR BU İŞTEN VAZGEÇSİNLER ARTIK. KENDİLERİNİ REZİL ETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYORLAR!
05/03/2009 at 15:24
Merhaba Yılmaz bey,
Fikirleriniz için teşekkür ederim. Eren beye yazdığım mesajın daha ilk cümlesinde kitabın ideal bir dille çevrilmemiş olduğunu ben de kabul etmiştim zaten. Fevkalade bir iş çıkarmış olduğumu söylerken bu gerçeği yadsımaya çalışmıyordum, sadece bu projenin çok ekstrem koşullarda gelişiğini, benim projeye son anda dahil olduğumu, yetiştirilmesi gereken bir deadline olduğu halde gecemi gündüzüme katıp her cümlenin üstünden teker teker geçtiğimi (kısıtlı sürede) ve en önemlisi tamamlanmış bir metin üzerinde yapabileceklerimin sınırlı olduğunu anlatmaya çalışmıştım.
Bunu yaparken de editör olarak sorumluluklarımdan, eleştirilerden kendimi soyutlamaya çalışmıyorum. Eğer ortada bir yetersizlik varsa (ki bence de var, ama Eren beyin iddia ettiği boyutta bir Dawkins’i yanlış resmetmek olduğunu düşünmüyorum) bu kitapta emeği geçen herkes sorumlu tutulmalıdır. Bu noktada sorun yok. Ve eğer Eren bey de eleştirilerini, “bu kitap iyi olmamış” ekseni etrafında şekillendirseydi seve seve eyvallah derdim/diyorum. Ama o bunu yapmadı, işi kişiselleştirerek içinde benim bulunacağım herhangi bir çalışmaya asla almayacağını söyledi. Bu cümleyi kurarkenki mevcut bilgileriyle bu tavrı da kabul edilebilirdi aslında. Ama ona durumun iç yüzünü anlatmama ve bir sonraki çalışmalarımın (neredeyse tanım gereği, projeye son anda katılmamış olmayacak olmam sebebiyle) çok farklı olacağını söylememe rağmen bol ünlemli bol soru işaretli, iyi bir kitap okumak isteyenden ziyade haklı olmayı amaçlayan bir insanın kuracağı cümleler kurduğu için ona ikinci bir cevap yazmanın anlamsız olacağını düşündüm ve cevap yazmadım.
Siz ise farklı noktalara, çok daha yapıcı bir üslupla değiniyorsunuz, bu yüzden sizle fikirlerimi paylaşmak isterim.
Milli futbolcusunuz. 5 gol attığınız bir milli maçta takımınız 10 gol yiyip maçı kaybediyor. Maç sonrası teknik direktör soyunma odasına gelip “rezalet bi maç çıkardınız” diyor, haliyle “haklısın hocam” diyosunuz hepiniz. Ama hoca gazını alamıyor devam ediyor, “bundan sonra hiçbiriniz Türkiye sınırları içersinde futbol oynayamazsınız” (ya da “benim çalıştırdığım bi takımda oynayamazsınız”) diyor. Arkadaşlarınıza bakıyorsunuz, kafalar önde ama siz 5 gol atmışsınız ulan, nası yani oynayamam? “Hocam,” diyorsunuz, “böyleyken böyle, ben de mi oynayamam?” “Evet, sen de oynayamazsın, sen bu takımın parçası değil miydin, takımın hezimete uğramadı mı?” “Ama hocam ben iyi oynadım, muhtemelen hayatımın oyununu oynadım.” “Olsun, ben takımın performansına bakarım.” diyor size.. Garip olan bi şey var sanki?
Bir kitabın altına editör olarak imza atmanın, o kitaba dair tüm sorumluluğu almakla almamak arasındaki farkı yarattığını düşünüyorsunuz, ve normal koşullarda ben de katılıyorum buna. Hemen hemen tüm diğer durumlar için bu doğru olurdu. Fakat bu kitabın normal koşullarda (en azından benim katılımımdan sonra) çevrilmediğini anlatmaya çalışıyorum size. İlginçtir tam da Dawkins’in bu duruma çok uyan bi deyimi var: kesintisiz aklın zorbalığı (tyranny of the discontinuos mind). Bir olguyu veya duruşu değerlendirirken, skalanın çeşitli noktalarını görmezden gelip, sadece en zıt iki kutbuna odaklanmak. O tabii bambaşka bağlamlarda kullanmıştı bu lafı ama durumumuza da uyuyor.
Ben bu projeye katıldığımda karşımdaki seçenekler şunlardı, ya çok kötü çevrilmiş bir eseri adam etmeye (kabul edilebilir sınırlar içine çekmeye) çalışacaktım ya da projede yer almayacaktım. Sizi temin ederim, ikinciyi seçseydim kitap Tanrı Yanılgısı seviyesinde bir çeviriyle basılacaktı. Şu an için en azından bu seviyenin üstünde olduğunda hemfikir olabiliriz sanırım (hatta ben daha da ileri giderek, kitaba dair hemen hemen hiçbir sorunun içerikle alakalı olmadığını, akıcılık ve retorikle alakalı olduğunu iddia ederim). İlkini seçerken kitabı verilen süre zarfında mevcut tercüme edilmiş haliyle asla istenilen seviyeye çekemeyeceğimi ve eleştirilere maruz kalacağımı(zı) tahmin ediyordum. Sanırım siz ve Eren bey böylesi bir durumda projeye katılmamayı, kitapla herhangi bir organik bağ içinde olmamayı, kitabı olduğu gibi yayınlanmasına göz yummayı seçerdiniz. Ben ise, kişisel olarak çok da iyi bir CV hamlesi olmayacağının farkında olmama rağmen, kişiliğimin gelişime önemli katkıları olmuş ve vermek istediği mesajların önemli bir bölümüne katıldığım ve desteklediğim, dünya üzerinde kendisinden çok sevdiğim bilim adamlarının sayısı sınırlı olan birisinin kitabının bu şekilde yayınlanmasını engelledim (metnin ilk halinin ne kadar vahim olduğu konusunda sözlerime inanmıyorsanız e-mailinizi verirseniz örnekler yollayabilirim.) Hangimizin daha büyük bilim aşığı olduğunun kararını okuyucuya bırakıyorum. Israrla tekrar ediyorum, sanırım bu noktayı ıskalıyorsunuz: başka bir seçenek yoktu! Kitap ya öyle ya böyle yayınlanacaktı. Bu noktada eleştirilerinizin adresi kim olursa olsun, ben olmamalıyım diye düşünüyorum.
Yayınevi sahibi Erol beyin de çok iyi niyetli ve tercümanlara (artık dili yandığı için) çok önem veren bir insan olduğunun altını çizmek isterim. Yayınevinin bundan sonraki yayınlarının tercümelerinde gözle görülür bir artış göreceğinizi düşünüyorum. Bunun da yapıcı eleştiriler getiren zatalinizi memnun edeceğini sanıyorum. Ben de bu sürecin bir parçası olacağım için takip eder ve eleştirilerinizi belirtirseniz çok sevinirim.
Tanrı Yanılgısının da editörlüğünü yapmayacağım, şu an için öyle bir planımız yok. O güzelim kitabın Türkçesini her elime alışımda içim gider..
09/03/2009 at 11:45
UYGAR BEY,
SİZE ŞUNU SÖYLEMEYE ÇALIŞIYORDUM. BİR KİTABIN TELİF HAKLARININ BİR YAYINEVİ TARAFINDAN ALINMIŞ VE ÇEVRİLMİŞ OLMASI, ONUN BAŞKA BİR YAYINCI TARAFINDANDA YAYINLANAMAYACAĞI ANLAMINA GELMEZ. DOLAYISIYLA BIRAKSAYDINIZ KÖTÜ BİR ÇEVİRİ OLARAK KALSAYDI VE ADINIZI BU KÖTÜ İŞE BULAŞTIRMASAYDINIZ. BELKİ DE BAŞKA BİR YAYINEVİYLE ANLAŞIP BU İŞİ SİZ YAPABİLİRDİNİZ.
GÜNÜMÜZDE KAPAK KİTAPLARI SATILIYOR BİLİYORSUNUZ. ŞÖYLE BİR GEÇERKEN RAFLARDAN BİRİNE ELİNİZ TAKILSIN DİYE YAYINLANIYOR ÇOĞU KİTAP… EDEBİYATA VERİLEN DEĞER BİZİM GENÇLİĞİMİZDEKİ GİBİ DEĞİL. SÖZLÜĞE BAKILIP, KELİMELERİN İLK ANLAMLARI YAZILARAK ÇEVİRİ YAPILIYOR. KUZEY YAYINLARIDA TAM OLARAK BÖYLE BİR YAYINEVİ BELLİ Kİ.. TANRI YANILGISININ İLK BÖLÜMLERİNİ BU DURUMUN HARİCİNDE TUTUYORUM. ÇÜNKÜ İLK 5 BÖLÜM GERÇEKTEN AKICI VE ÇOK İYİ TÜRKÇELEŞTİRİLMİŞTİ BENİM İÇİN. FAKAT DİĞER KİTAPLARINDA BU 5 BÖLÜMDEKİ GİBİ İYİ ÖRNEKLERLE KARŞILAŞAMIYORUZ.
TOPLUMUMUZDAKİ YOZLAŞMANIN EDEBİYATADA SIÇRAMASI BEKLENEN BİR ŞEY OLSA DA YİNE DE ÇOK ÜZÜLÜYORUM. ŞEYTANIN PAPAZI, NE YAZIK Kİ TÜRK OKUYUCUYU İÇENE ÇEKEMİYOR. KEŞKE BÖYLE OLMASAYDI. BU KİTABI BÖYLE BASMAK ZORUNDAYDIK DEMİŞSİNİZ. İŞTE BU OLMADI! BÖYLE BİR ZORUNLULUK OLAMAZ. BU ANCA İDEALLERİ OLMAYAN BİR YAYINEVİ SAHİBİNİN ZORLMASIYLA OLUR. SİZE SÖZ HAKKI VERMEDİKLERİNİ VE SİZDEN FAYDALANDIKLARINI DÜŞÜNÜYORUM AÇIKCASI. SİZDE BENİM GİİBİ KONUYA İLGİLİSİNİZ VE İYİ NİYETLİSİNİZ. BENCE SİZİ KULLANMIŞLAR. YANİ EROL BEY İYİ NİYETLİ DEĞİL, KENDİ ÇIKARLARINI GÖZETİYOR. EMİNİM ÇOK CÜZİ BİR RAKAMA ANLAŞMIŞTIR SİZİNLE..
UYGAR BEY, SİZ SORUMLULUKLARINI BİLEN BİR GENCE BEZİYORSUNUZ. LÜTFEN HER CÜMLE İÇİN SAVAŞ VERİN! İYİ BİR EDEBİYATÇI OLMAK İÇİN TAVİZ VERMEMELİ. YAYINCILAR PARA VERDİKLERİ İÇİN SİZİ SATIN ALDIKLARINI ZANNEDERLER. AMA ÇEVİRİ BİR SANATTIR. ONLAR ANLAYAMADIKLARI KİTAPLARI BASİTLEŞTİRMENİZİ İSTERLER. OKUYUCUNUN DA KENDİLERİ GİBİ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜRLER. ŞEYTANIN PAPAZI DA BUNA ÖRNEK OLSA GEREK!
BENCE YKY YA DA CAN YAYINLARINA BAŞVURMALISINIZ. GERÇEK EDEBİYATI SAYGI VE TİTİZLİKLE ONLAR YAPIYORLAR ÇÜNKÜ… BEN SİZİN KATKINIZ OLAN KİTAPLARI TAKİP EDECEĞİM. UMARIM BİR SONRAKİ SOHBETİMİZ MÜTHİŞ BİR KİTAP HAKKINDA VE KRİTİKLERLE DOLU OLUR…
17/06/2009 at 00:36
Tanrı Yanılgısı’nın ilk baskısının ilk 8 bölümünün çevirisinde yakın bir arkadaşım Erol Bey’e yardımcı olmuş. Söylediğine göre editör Erol Bey iyi birisi olmasına karşın kitabi işlerden pek anlamıyormuş. Çocuk çevirisi karmaşık bulunduğu gerekçesiyle her şeyi baştan yapmak zorunda kalmış sayısız kez. Yok o sözlüğü kullanma bunu kullan, yok bu cümleler çok kompleks, türk halkı aptaldır, cahildir, senin bu cümlelerini anlamaz, yok şu yok bu, kavga dövüş çevirinin ilk 8 bölümünü güç bela bitirmişti.. bir çevirmene böyle söylenir mi? Erol Bey onun bilgisayarına trojan bile atmış. Çocuğun tüm uyarılarına rağmen çeviri tamamlanmadan kitap basılmış. Richard Dawkins’e de yazık, benim arkadaşıma da. Ve sadece ilk baskısından para alabilmiş.
17/06/2009 at 07:51
Sevgili Kalisto,
Arkadaşınızın Erol beyle olan ilişkisi hakkında söylediklerinizin doğru olup olmadığını bilmiyorum, fakat benim Erol beyle ilgili edindiğim izlenim kendisinin her zaman tercümanın yanında olan ve asla onlara karşı artniyetle hareket etmediğidir. Özellikle o saydığınız şeyleri yapmış olacağına kesinlikle ihtimal vermiyorum. Nacizane fikirlerim bu yönde, ama dediğim gibi, arkadaşınızla olan ilişkisini bilmiyorum.
Bu yazının altına da bu konu hakkında herhangi başka bir şey yazılmamasını rica etsem? (konu dışı olduğu için)
08/07/2009 at 22:24
Ceviri yanlis olursa bilim dusmani odaklara firsat vermis olursunuz. her cumle – her kelime iki kere dusunulerek ve Richard Dawkins in eserlerini,calismalarini yakinen takib eden ve anlayan biri (muhtemelen bir baska bilim adami) tarafindan cevrilseydi Editor e gerek de kalmayabilirdi (veya edit kismi minimize edilmis olurdu)
Darwin iyi aciklanmadigi icin bugun toplumumuz kendisini sarlatan bir bilim adami gibi goruyor (malesef harun yahya – nami diger adnan hocamiz) bunu boyle milletin kafasina isledi…… ve hatta iste R.D.in kitaplarini yasaklatmaya kadar getirdi-sanirim richarddawkins.net e erisimde turkiyeden mevcut degil….vah turkiyem vah…..